NABIZ   Dün, 08:56 PM
#1
[Resim: src_340x1912xkurtulus-projesi-project-ha...limsel.jpg]

Uyarı: İçerik, film hakkında spoilerlar içerebilir!

Sinemalarda gösterime girenKurtuluş Projesi“Project Hail Mary”, uzayda geçen olağanüstü bir kurtarma görevini konu alıyor. Filmde, güneşin enerjisini emen uzay mikropları, Dünya’daki yaşamı tehdit ediyor ve bu felaketi önlemek için sıra dışı bir kahraman görevlendiriliyor. Ryan Gosling’in canlandırdığı ortaokul öğretmeni tek yönlü bir görev içinTau Cetiyıldızına gönderiliyor ve yoldaRockyadını verdiği başka bir uzaylı yaşam formuyla karşılaşıyor.

Filmin temel hikayesi fantastik görünse de ilham kaynağı olan bilimsel kavramlar gerçeğe dayalı ve sandığınız kadar imkansız değil. YazarAndy Weir, romanı hazırlarken fiziği, astronomiyi ve biyolojiyi titizlikle araştırdı ve çekimler sırasında bilimsel doğruluğun korunması için sette danışmanlık yaptı. Weir, oyuncular sahnelerde doğaçlama yaparken bilimsel hataların olabileceğini, bu nedenle yönetmenlerle birlikte ölçü birimlerini ve ifadeleri düzeltmek zorunda kaldığını belirtiyor.

Filmdeki temel kavramlardan biri olanAstrofaj, Güneş’i kolonize eden ve Venüs’e gidip gelerek üreyen mikroplar olarak tasvir ediliyor. Bu canlıların çoğalması Güneş ışığını kısıyor ve Dünya’daki yaşamı tehlikeye atıyor. Union College fizikçisi Chad Orzel’e göre, bu mikropların Güneş ile Venüs arasında yolculuk yapabilmesi teorik olarak mümkün olsa da her yönde farklı miktarda enerji gerektiriyor. Özellikle dönüş yolunda Güneş rüzgarına karşı koymak ekstra güç talep ediyor.

Teorik olarak, Astrofaj bu parçacıkların kütlesini enerjiye dönüştürüp itki yaratabilir. Filmde bu süreç, Hail Mary uzay gemisinin yakıtını sağlayan hayali ama mantıklı kurgusal çözüm olarak sunuluyor. Orzel, tamamen maddenin enerjiye dönüştürülmesinin günümüz fiziğinde genellikle anti maddeyle mümkün olduğunu ancak anti maddenin evrende çok sınırlı olduğunu belirtiyor.

Yine deAstrofaj kavramı oldukça zorlayıcı. Gerçek mikroorganizmalar ışığı enerjiye dönüştürebilse de Güneş’in yaydığı enerji ile mikropların depolayabileceği enerji arasında milyonlarca kat fark var. Üstelik bu organizmanın Güneş’in atmosferindeki milyonlarca derece sıcaklığa dayanması gerekmesi, bilimsel olarak sınırları son derece zorluyor. Sadece o sıcaklığa değil, uzayın soğuğuna ve Venüs şartlarına da uyum sağlamaları gerekiyor.

Yine de Samanyolu’nun bir bölümüne yayılan yabancı bir organizma tasviri temelde mümkün. Bilim dünyasında “panspermia” adı verilen bir hipotez bu ihtimali kısmen destekliyor. Bu teoriye göre yaşam, gezegenler ve yıldız sistemleri arasında taşınabilir. Bugüne kadar bu teoriyi kesin olarak doğrulayan bir kanıt bulunmasa da bilim insanları yıldızlararası kökenli bazı cisimlerin Güneş Sistemi’ne girdiğini gözlemledi. Bu da yaşamın temel yapı taşlarının uzayda taşınabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Adrian, hikayede kullanılan kurgusal isim olsa da astronomların kayıtlarındaTau Ceti eolarak geçiyor. Weir, hikayedeki yaşam formlarının benzer yıldızlarda bulunmasını bilinçli olarak seçmiş. Bunun nedeni ise benzer yıldızların gezegenlerinde benzer elementlerin yer alması.

Astrofajların hücre organelleri olarak mitokondri barındırması ise Dünya’daki yaşamla uzak bir ortak ataya sahip olabilecekleri fikrini destekliyor. Ancak Carnegie Science’dan astrobiyolog Mike Wong, mitokondrilerin yalnızca Dünya’da evrimleştiğini ve Dünya’daki bazı mikropların mitokondrisiz olduğunu ekliyor.

Filmde Hail Mary uzay gemisindeyapay yerçekimi, geminin bir kısmının dönmesiyle oluşturuluyor. Bu sayede astronotlar, merkezkaç kuvveti sayesinde normal yerçekimine yakın bir ortamda yaşayabiliyor. Özel uzay istasyonu şirketi Vast’ta baş astronot olarak görev yapan Drew Feustel, dönen habitatlarınteorik olarak mümkünolduğunu ve şirketin bu tür tasarımları öncelikli projeleri arasında gördüğünü belirtiyor. Feustel, yüzeyde yerçekimini simüle etmenin bilinen bir yolu olmadığını da belirtiyor (ki bu durum filmin bir noktasında gerçekleşiyor).

Dediğimiz gibi Tau Ceti, Dünya’dan yaklaşık 12 ışık yılı uzakta bulunuyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, insanlığın bugüne kadar ulaştığı en yüksek hızlardan birine sahip olanApollo 10uzay aracıyla bu mesafeyi kat etmek yaklaşık320 bin yıl sürerdi. Film ise bu sorunu, modern fiziğin en önemli teorilerinden biri olanözel görelilikile çözüyor.

Öte yandan bir diğer nokta ise Gosling’in canlandırdığı karakterin aslında birastronot olmaması. Eski NASA astronotu Mike Massimino, özellikleNASA Uzay Mekiğigörevlerinde sınırlı eğitim alan kişilerin kritik görevlerde yer aldığına işaret ediyor. Bu kişiler, tam zamanlı astronotlara kıyasla daha az eğitim alsa da kritik görevler için yetkin kabul ediliyor. NASA’nın astronot kadrosu, öğretmenlikten mühendisliğe, pilotluktan gezegen bilimlerine kadar geniş bir uzmanlık yelpazesine sahip. Massimino, astronotların temel olarak yemek hazırlama, acil durum prosedürlerini bilme ve günlük yaşam becerilerine sahip olmaları gerektiğini vurguluyor.

Gosling'in karakteri Ryland Grace mürettebatından ayrı olarak uzayda mahsur kaldığında bilgi eksiklikleri belirginleşiyor. Ancak film, en temel bilgilerin bile ilk başta ne kadar zor öğrenilebileceğini oldukça gerçekçi bir şekilde gösteriyor ve belki de uzay hakkındaki romantize edilmiş filmlerle dalga geçiyor.

Filmin en ilginç öğelerinden biri, Grace’in karşılaştığıyabancı yaşam formu Rocky. Taş gibi bir görünüme sahip bu yaratık tamamen farklı bir biyolojiye sahip ve insanlarla klasik konuşma yerine müzikal tonlarla yani sesle iletişim kuruyor. Northeastern University’de fizik alanında yardımcı doçent olarak görev yapan Jacqueline McCleary, Rocky’nin tasarımının birçok geleneksel bilim kurgu yaratığından dahagerçekçi olduğunubelirtiyor. Farklı çevresel koşullara uyarlanmış tamamen yeni bir biyolojinin, bilimin spekülasyon alanında olası bir fikir olduğunu vurguluyor. İnsanlarla iletişim kurmak için öğrenme süreci ise hikayeye gerçekçi bir dokunuş katıyor. Rocky’nin gezegeni 40 Eridani A’nın (Erid), Dünya’dan çok daha yoğun bir atmosfere ve yüksek basınca sahip olduğunu da belirtelim.

“Project Hail Mary”, iki farklı bakış açısıyla değerlendirildiğinde bilim kurgu ile gerçek bilim arasındaki çizgide dikkat çekici bir denge kuruyor. Bir yanda astrofaj gibi bilimsel açıdan oldukça spekülatif ve mevcut fizik kurallarıyla açıklanması zor kavramlar yer alırken diğer yanda uzay aracı tasarımı, yapay yerçekimi, yıldız sistemleri ve bilim insanlarının problem çözme yaklaşımı gibi unsurlar gerçek bilimsel prensiplere güçlü şekilde dayanıyor. Film, zaman zaman gerçekliğin sınırlarını zorlayarak kurguya yaslansa da, bunu tamamen kopuk bir şekilde değil, bilimsel bir çerçeve içinde yapıyor.

En nihayetinde Project Hail Mary'nin film versiyonu, kitapta yer alan ayrıntılı bilimsel açıklamaların çoğunu atlıyor olsa da yine de gerçekçi bir havası var.
  
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi