İçeriğe atla
  • 0 Konu
    0 İleti
    Yeni ileti yok
  • Forum dışı, Eğlence, Forum Oyunları, Hayvanlar alemi ve daha bir çok kategorize konu bu forumda.

    24 Konu
    25 İleti
  • 16 Konu
    129 İleti

    16490de8e3cbd615b01759c32a58c601.jpg

    7e73d84574362f9c9802939c20225c60.jpg

    e267232723710c235199d5c60ed0583f.jpg

    b472ebf11c95d2320c3618407a3e1778.jpg

    2f409cd122c8ca54493fa7cca03edf26.jpg

    a5af19a5d9bc25858ec196a2070560be.jpg

    74724985375150c416802d615566e9dc.jpg

    898d13b0195b23819c7ec85ec09fa5ac.jpg

  • Kelime anlamlarını Tİ`ye alabileceğiniz bir bölümdür.

    4 Konu
    4 İleti

    Bilinçaltının Bilinmeyen Özellikleri ..?

    Size birazdan bahsedeceğim özellikler bilinçaltımızı daha iyi tanımamıza olanak sağlayacak. Bu özellikleri öğrenir ve iyi algılarsak yaşamımızı daha nitelikli ve istediğimiz gibi yaşarız. Aksi takdirde hayatımızın kontolünü kolay kolay elimizde tutamayız.

    Bilinçaltı geçmişi kendine referans alır: Bilinçaltımız; bir durum, nesne, kişi ya da olay ile karşılaştığında arama motoru gibi, çok kısa bir zaman içinde hafızamızı tarayarak ilgili deneyimlere ulaşır. Bilinçaltının bu özelliği geçmişin günümüzü güçlü bir şekilde etkilemesine neden olur.

    Bilinçaltı olumsuz söylemleri algılayamaz: Çocuklarla olan iletişimde buna mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor. şayet ifadelerimizin bilinçaltını da kapsayacak şekilde etkili olmasını istiyorsak bu kesinlikle olumlu olmalı. Misal, “yeşil araba düşünme” dediğimizde alt beyin bölgesi bilinçten bağımsız olarak hemen yeşil bir araba imgelemeye çalışacaktır. şuan sizin de yaptığınız gibi.

    Bilinçaltı daima acıdan uzak kalmaya çalışır: Yani, genellikle yöntemi “kaç kurtul”dur. Her zaman sorun olabilecek negatif durumlardan bizi uzak tutmaya çabalar. Örneğin, eğer bir öğrenci ders çalışma süreçlerinde ailesiyle problem yaşamış ise, bilinçaltı onu dersten uzak tutmaya çalışır.

    Bilinçaltı yararlılık ilkesiyle çalışır. Diğer bir ifadeyle, çıkarcıdır. Söylemlerimizin bilinçaltını pozitif harekete geçirebilmesi için kesinlikle birinci ya da ikinci derecede kazanımlar ihtiva etmesi gerekir. Benzetmek gerekirse tavşanı kovalayan tazı gibidir.
    Bilinçaltının korumacı bir tavrı vardır. Bizim için tehdit oluşturabilecek bir durumda bilincin onayına başvurmadan hemen harekete geçer. Misal, ani durumlarda ortaya çıkan refleks davranışları.

    Bilinçaltı daima en uygun seçeneği tercih eder. Bunu, ölümü görüp kansere razı olmak şeklinde de açıklayabiliriz. Genellikle üçüncü bir seçeneği aramak yerine mevcut iki seçenek içinden uygun olanını tercih eder. Bu özellik psikolojik harpte çok kullanılan bir yöntemdir.

    Bilinçaltı her zaman eksik parçaları tamamlamaya çalışır. Yarım kalan işler ve süreçler beynimizi daima meşgul eder. Örneğin, sonu belirsiz diziler, yarım kalmış projeler gibi. Bu özellik ile psikolojik harpte bulanık ve eksik bilgiler bilinçaltının tamamlamasına bırakılarak insanların iç dünyasında istenmeyen negatif algılar oluşturulmaktadır.

    Bilinçaltı peşin olanı vadeliye tercih eder. Hep acelecidir, beklemeyi sevmez. Misal, çocuklarla yapılan bir araştırmada çocukların dörtte üçü, hemen verilen bir lokumu günün sonunda kazanılacak iki lokuma tercih etmişlerdir.

    Bilinçaltı daima ihtiyaçları karşılamaya çalışır. Günümüzde tüketim toplumunda kişilerin bilinçaltlarını tüketime yöneltebilmek için sanal ihtiyaçlar üretilir. Örneğin gerekli olmadığı halde günlük olarak vitamin hapları kullanmak, kullanmayacağımız özelliklerle donatılmış cep telefonları satın almak.

    Bilinçaltı problemleri çözmeye uğraşır. Size güzel bir tavsiye, eğer bilinçaltınızın bir konu ile ilgilenmesini istiyorsanız onu bir problem haline dönüştürün; bütün var gücüyle ona yönelecektir. Suni problemler ile insanların zihinlerinin gereksiz meşgul edilmesi psikolojik harbin en etkili yöntemlerindendir.

    Bilinçaltı tasarruf ilkesiyle çalışır: Başka bir ifadeyle tembeldir. Az emekle çok yemek peşindedir.

    Bilinçaltı eşleşmeler aracılığıyla öğrenir. Yeni bir bilgi için yeni bir dosya açmak yerine onu zihnimizde var olan eski bir bilgi ile eşleştirir. Psikolojik harpte, bilinçaltında önce negatif bir imaj oluşturulur.

    Bilinçaltı daima genellemeler yapar. Özel olaylardan hareketle genel yargılara ulaşır. Sonraki aşamalarda dünyayı bu genellemeler neticesinde oluşmuş ön kabullerle algılar. Otoriter rejimler eğitim sürecinde öğrencilerin bilinçaltında bu tür genellemeler aracılığıyla ön kabuller oluşturmaya çalışır.

  • Aşkın ve sevginin konuşulduğu şairlerin, yazarların kaleminden dökülen ve aşkın tartışıldığı sevgi forumu.

    19 Konu
    19 İleti

    Şimdi kılıksızım
    Fakat borçlarımı ödedikten sonra,
    İhtimal bir kat daha yeni esvaplarım olacak ve ihtimal;
    Sen yine beni sevmeyeceksin...
    Ve pazar akşamları,
    Sizin mahalleden geçerken süslenmiş olarak,
    Zannediyormusun ki;
    Bende sana şimdiki kadar kıymet vereceğim...

    Orhan Veli Kanık

  • 4 Konu
    4 İleti

    hbclfrm.jpg

    Bugün, Türk halk müziğinin belki de en çok sevilen, en çok dinlenen ama ardındaki hikayesiyle en çok merak uyandıran eserlerinden birini masaya yatırıyoruz: Mihriban.

    Kim bu Mihriban? Gerçek bir insan mı, yoksa bir sembol mü? Bu türkünün sözleri nasıl bu kadar derin, melodisi nasıl bu kadar sarsıcı olabiliyor? Gelin, Abdurrahim Karakoç’un o eşsiz kaleminden çıkan bu şaheserin izini sürelim.

    ✨ Mihriban Kimdir?
    Bu, Türk müziğinin en büyük bilmecelerinden biridir. Şiirin şairi, büyük usta Abdurrahim Karakoç, hayatı boyunca bu soruya net bir cevap vermemiştir. Ancak röportajlarında ve anılarında, Mihriban’ın gerçek bir kişi olduğunu doğrulamıştır.

    Karakoç, gençlik yıllarında memleketi Kahramanmaraş’ta bir kıza sevdalanır. Aileler arasında görüşmeler olur, ancak kızın ailesi bu evliliğe razı olmaz. Şairin bu imkansız aşk karşısındaki çaresizliği ve derin üzüntüsü, yıllar sonra dökülür kağıda. "Mihriban", aslında o kızın gerçek adı değildir; şair, onun kimliğini korumak için bu takma adı kullanmıştır.

    🖋️ Şiirin Hikayesi
    Karakoç, "Mihriban" şiirini tek bir seferde yazmamıştır. İlk kıtalar, o aşkın sıcaklığıyla, gençlik yıllarında kaleme alınmıştır. Aradan yıllar geçer, Karakoç evlenir, çoluk çocuğa karışır. Ancak o eski aşkın ateşi, içinde hep bir kor gibi kalır.

    Yıllar sonra, bir gün o eski sevgilisinden bir mektup alır. Mektupta, "Beni unuttun mu?" diye sorulmaktadır. Karakoç, bu mektubun üzerine, şiirin o meşhur ve yürek burkan son kıtalarını ekler:

    "Mektup yazdım hasan'a, ha hasan'a ha sana / Mektubun gelmedi ki hasretim söne..."

    Bu mısralar, sadece bir aşkın değil, zamanın geçişinin, hayatın getirdiği zorunlulukların ve insanın içindeki o hiç sönmeyen umudun çığlığıdır.

    ⚖️ "Unutmak Kolay Mı?"
    Mihriban’ın hikayesi, sadece bir karşılıksız aşk hikayesi değildir. Aynı zamanda, insanın kendi iç dünyasıyla, anılarıyla ve geçmişiyle yüzleşmesinin hikayesidir. Şiir, "Unutmak kolay mı?" sorusunu sorarken, aslında cevabını da içinde barındırır: Hayır, gerçek bir aşk asla unutulmaz.

    🎶 Türkünün O Meşhur Sözleri
    Sarı saçlarını deli gönlüme
    Bağlamışım, çözülmüyor Mihriban
    Ayrılıktan zor belleme ölümü
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban

    Mektup yazdım Hasan'a, ha Hasan'a ha sana
    Mektubun gelmedi ki hasretim söne
    Görmeyince, seni bende bir başka
    Bir hüzün ki, sorma gitsin Mihriban

    💬 Sizin Mihriban'ınız Kim?
    Hepimizin hayatında, belki de "Mihriban" diyebileceği, unutamadığı, yüreğinin bir köşesinde sakladığı biri vardır. Sizin de hikayesini anlatmak istediğiniz, bu türküyü dinleyince aklınıza gelen biri var mı? Ya da bu türküyü en çok kimin sesinden dinlemeyi seviyorsunuz?

    Yorumlarda buluşalım, bu ölümsüz aşkın hikayesini birlikte yaşatalım.

    Keyifli forumlar dilerim!

  • 1 Konu
    1 İleti

    images (4).jpg

    Vaka Analizi: SolarWinds Saldırısının İstihbarat Perspektifiyle İncelemesi

    Giriş: "Mükemmel Fırtına"​

    2020 yılının sonlarında dünya, siber güvenlik tarihinin en karmaşık, en geniş kapsamlı ve en sinsi saldırılarından biriyle sarsıldı. ABD Hükümeti, Pentagon, Microsoft, Cisco ve binlerce dev şirket hacklenmişti. İşin korkunç yanı, saldırganlar içeri girmek için kapıyı kırmamışlardı; kapının anahtarını üreten fabrikayı ele geçirmişlerdi.

    Bu vaka analizi, SolarWinds (Sunburst) saldırısını teknik bir olay olarak değil, bir İstihbarat Başarısızlığı ve ardından gelen İstihbarat Zaferi perspektifinden inceleyecektir.

    1. Saldırı Vektörü: Tedarik Zincirini Zehirlemek

    Saldırının arkasındaki grup (İstihbarat analizlerine göre Rusya destekli APT29 / Cozy Bear), doğrudan hedeflere saldırmak yerine, bu hedeflerin kullandığı ortak bir yazılımı seçti: SolarWinds Orion. Bu yazılım, şirketlerin ağlarını izlemek için kullandığı, "Admin" yetkilerine sahip kritik bir araçtı.

    Sessizlik: Saldırganlar, SolarWinds'in yazılım geliştirme sürecine sızdı. Yazılımın kaynak koduna değil, derleme (build) sürecine müdahale ettiler (Sunspot zararlısı).
    Kamuflaj: Zararlı kod, SolarWinds'in kendi "Dijital İmzası" ile imzalandı. Bu sayede, müşterilerin antivirüsleri ve güvenlik duvarları bu güncellemeyi "Güvenli ve Resmi" olarak algıladı.

    2. İstihbarat Başarısızlığı: Neden 9 Ay Kimse Fark Etmedi?

    Saldırganlar Mart 2020'de sisteme girdi, ancak Aralık 2020'ye kadar kimse fark etmedi. Bu "Bekleme Süresi" (Dwell Time) inanılmazdır.

    Normalin İçinde Gizlenme (Blending In): Zararlı yazılım (Backdoor), komuta merkeziyle (C2) iletişim kurarken SolarWinds'in kendi protokollerini taklit etti (OAT protokolü).
    Sabır: Zararlı yazılım bilgisayara kurulduktan sonra hemen çalışmadı; analiz edilmediğinden emin olmak için 2 hafta "uyku modunda" bekledi. Bu, otomatik analiz araçlarını (Sandbox) atlatmak için geliştirilmiş bir karşı-istihbarat tekniğiydi.

    3. Keşif: Avcının Avlanması​
    Saldırıyı ortaya çıkaran ne FBI ne de NSA oldu. Bir siber güvenlik firması olan FireEye (Mandiant), kendi sistemlerinde bir anomali fark etti.

    Olay: Bir FireEye çalışanı, hesabına yeni bir cihazın kaydedildiğini gördü ve "Çift Faktörlü Doğrulama" (MFA) uyarısını şüpheli buldu.
    İstihbarat: FireEye, kendi "Red Team" (Saldırı Simülasyon) araçlarının çalındığını fark etti. Bu araçların çalınması demek, saldırganların dünyanın en iyi silahlarına sahip olması demekti. FireEye, itibarını kaybetme pahasına bu durumu dünyaya duyurdu ve Sorumlu İfşa (Responsible Disclosure) örneği sergiledi.

    4. Analiz ve Atfetme (Attribution)
    FireEye ve Microsoft'un istihbarat ekipleri birleşerek izi sürdü.

    Tersine Mühendislik: Zararlı DLL dosyası (SolarWinds.Orion.Core.BusinessLayer.dll) analiz edildiğinde, içindeki karmaşık kod yapısı ve C2 sunucularının (avsvmcloud[.]com) altyapısı, daha önce APT29 ile ilişkilendirilen tekniklerle (TTPs) örtüşüyordu.
    Stratejik Hedef: Saldırının hedeflediği kurumlar (Dışişleri Bakanlıkları, Nükleer Güvenlik Ajansı vb.), bunun maddi amaçlı bir suç örgütü değil, devlet destekli bir casusluk operasyonu olduğunu kanıtladı.

    5. Çıkarılan Dersler ve İstihbaratın Geleceği​
    SolarWinds vakası, siber güvenlik paradigmasını değiştirdi:

    Güvenme, Doğrula (Zero Trust): Artık "Güvenilir Tedarikçi" diye bir şey yoktur. İmzalı güncellemeler bile bir tehdit vektörü olabilir.
    Tehdit Avcılığı (Threat Hunting) Şarttır: Sadece alarmlara güvenmek yetmez. İnsan analistler, sistemde "hiçbir alarm çalmasa bile" anomali aramalıdır. FireEye bu saldırıyı, otomatik sistemleri sayesinde değil, meraklı bir analistin dikkati sayesinde buldu.

    Sonuç​
    SolarWinds, dijital dünyanın 11 Eylül'ü gibidir. Saldırganların ne kadar sabırlı, ne kadar yetenekli ve ne kadar derinlere inebileceğini gösterdi. Bu vaka, siber istihbaratın sadece "log okumak" olmadığını; düşman psikolojisini, tedarik zinciri risklerini ve karşı-istihbarat tekniklerini anlamak olduğunu tüm dünyaya öğretti.

  • Yazılım geliştirme, güvenli kodlama ve modern programlama dilleri üzerine teknik tartışmalar, projeler ve çözüm paylaşımları.

    4 Konu
    4 İleti

    C# 12 (.NET 😎 ve C# 13 (.NET 9), dilin temel yeteneklerini geliştirirken; bellek yönetimi, koleksiyonlar ve nesne oluşturma süreçlerine büyük yenilikler getirdi.

    1. Primary Constructors (C# 12)​

    C# 12 ile gelen en popüler özelliklerden biri. Artık sınıflar ve yapıların (struct) parametrelerini doğrudan sınıf isminin yanında tanımlayabiliyoruz. Bu, bağımlılık enjeksiyonu (DI) ve özel alan (field) atama işlemlerini çok daha sade hale getiriyor.

    Eski Yöntem:

    public class Person { private readonly string _name; public Person(string name) { _name = name; } }

    C# 12 (Yeni):

    public class Person(string name) { public string Name => name; }

    2. Params Collections (C# 13).​

    Yıllardır kullandığımız params anahtar kelimesi sadece dizilerle (Array) sınırlıydı. C# 13 ile artık IEnumerable<T>, List<T> ve ReadOnlySpan<T> gibi tiplerle de params kullanabiliyoruz. Bu, bellek optimizasyonu için kritik bir adım.

    // Artık List tipinde params alabiliyoruz public void Listele(params List<string> urunler) { /* ... */ }

    3. Collection Expressions (C# 12)
    Diziler, listeler veya Span'lar oluştururken kullanılan farklı söz dizimlerini tek bir standartta toplar. Köşeli parantez [] kullanımı ile kod daha temiz görünür.

    // Eskiden: int[] sayilar = new int[] { 1, 2, 3 }; int[] sayilar = [1, 2, 3]; List<string> isimler = ["Ali", "Veli", "Ayşe"]; // Spread Operatörü (..) ile dizileri birleştirme int[] ekleme = [0, ..sayilar, 4]; // [0, 1, 2, 3, 4]

    4. Yeni "lock" Tipi (C# 13)​

    C# 13, eşzamanlı (concurrency) programlamada kilitlenmeleri yönetmek için yeni bir System.Threading.Lock nesnesi getirdi. Eski object tabanlı kilitlere göre çok daha performanslı ve "thread-safe" bir yapı sunuyor.

    private readonly System.Threading.Lock _anahtar = new(); public void VeriGuncelle() { lock (_anahtar) // Yeni Lock nesnesi ile daha hızlı kilitlenme { // Kritik işlemler } }

    5. Alias Any Type (C# 12)
    Artık using anahtar kelimesini kullanarak sadece sınıflara değil, tuple (demet) veya pointer gibi herhangi bir tipe takma ad verebilirsiniz.

    using Koordinat = (int x, int y); Koordinat konum = (10, 20);

    C# 12 vs C# 13: Temel Farklar​

    Özellik C# 12 (.NET 😎 C# 13 (.NET 9)
    Odak Noktası Kod sadeliği ve hız. Performans ve esneklik.
    Yenilik Primary Constructors Params Collections
    Dizi Yönetimi Collection Expressions ([]) Index From End in Object Initializers

    Sonuç​

    C# 12 ve 13 ile birlikte dil, daha az kodla daha çok iş yapabilen, modern bir yapıya büründü. Özellikle Primary Constructors ve Collection Expressions, günlük kod yazma alışkanlıklarınızı tamamen değiştirecek güçte. Bu özellikleri kullanmak sadece kodunuzu kısaltmakla kalmaz, aynı zamanda .NET runtime'ın sunduğu en son performans optimizasyonlarından da yararlanmanızı sağlar.

  • Dünyadan ve Türkiye'den en güncel teknoloji gelişmeleri, akıllı cihazlar, donanım incelemeleri, yapay zekâ ve inovasyon haberleri burada paylaşılır.

    21 Konu
    21 İleti

    Violent Cop / Vahşi Polis (1989)

    Kaynaklar

    Önce IMDb’deki fahiş hataları düzelterek başlayayım, kaynağım Lowenstein’ın kitabındaki Takeshi Kitano söyleşisi ile film ekibinden bazı kişilerle yapılan bir röportaj. Ülkesinde önce manzai komedyeni olarak büyük bir şöhret yapan, birkaç yıl içinde çok popüler bir televizyon figürüne dönüşen “Beat Takeshi” (Kitano) kısa bir süre sonra bu modanın son bulacağından ve hâliyle popülaritesini yitireceğinden endişe ederek, yani gelecek kaygısıyla, 1980 yılından itibaren sinema filmlerine de sıcak bakmaya başlıyor. Önce seslendirme işleri geliyor, daha sonra doğal olarak komedi rolleri. Ardından dramatik roller öneriliyor. Yapımcıların amacı, Kitano’nun olağanüstü popülaritesinden faydalanmak. Kitano bir dram oyuncusu değil ama buradan ekmek çıkabilir diye olaya balıklama atlıyor, karşılıklı menfaate dayalı bir durum yani.

    Yönetmen Nagisa Oshima, David Bowie’nin oynayacağı Merry Christmas, Mr. Lawrence (Furyo) filmi için Takeshi Kitano’ya da bir rol teklif ettiğinde karakteri doğru düzgün incelemiyor bile, tek bir şartla kabul ediyor: “Sette bana bağırmak yok.” Çekimler sırasında estirdiği sözlü terörle meşhur olan Nagisa Oshima, Kitano’ya söz veriyor ve sette repliklerini sık sık unutup yönetmeni çıldırtmasına rağmen, adamcağız yemin ettiği için ağzını açıp tek laf etmiyor. Çekimler sona eriyor, post-prodüksiyon tamamlanıyor ve Merry Christmas, Mr. Lawrence gösterime giriyor. Filmin vizyondaki ikinci gününde acaba seyirci bu dramatik rolümü nasıl karşılamış diye merak eden Kitano gizlice bir sinema salonuna giriyor ve o deneyimi şu cümlelerle anlatıyor: “Ben daha ekranda görünür görünmez salondaki her bir seyirci kahkahalarla gülmeye başladı. Resmen şoka girdim, kendimi aşağılanmış hissettim çünkü oynadığım karakterin gülünecek bir tarafı yoktu! O gün yemin ettim, rol alacağım film ve dizilerde artık ciddi ve karanlık karakterleri oynayacaktım. Öyle de yaptım.” Kitano buradaki amacının “ciddi bir aktör” olarak algılanmak olduğunu söylüyor. Yıllarca bu tip karakterlere hayat veriyor. Sonunda komedi ve aksiyon karışımı bir senaryoya sahip olan Vahşi Polis / Sert Polis (Violent Cop) filminde oynama teklifi alıyor. Filmin yönetmeni Kinji Fukasaku olacak. Senaryo yazılmış. Ekip belli. Kitano sadece oyuncu olarak görev alacak.

    Takeshi Kitano o sıralar TV çalışmalarının yoğun olduğunu, bir hafta çalışıp bir hafta dinlendiğini, kendisine teklif yapan yapımcıların da bunu bildiğini sanıyor. Meğer Kinji Fukasaku 60 gün aralıksız çekim yapılacak şekilde bir planlama yapmış. Kitano bir hafta televizyona skeç üreteyim, diğer hafta filmin çekimlerine geleyim önerisi getiriyor ama Fukasaku kesintisiz iki ay çekim diye diretiyor. Kitano da “olmaz” diyor, “vazgeçiyorum”. Yapımcılar Fukasaku’yu ikna edemeyince Kitano’ya filmi yönetmek ister misin diye soruyorlar. Kitano TV’de kısa skeçler yönetmiş ama film yönetimi deneyimi yok. Yine de bir cesaretle tamam diyor. Yapımcıların bunu teklif etme sebebi, Japon sinema endüstrisinde o dönem moda olan bir akım. Romancılara, müzisyenlere film yönettiriyorlar, filmler de fena gişe yapmıyor. Çok popüler bir komedyen, üstelik ünlü bir TV siması neden film yönetmesin diyorlar yani. Olay bu. Yoksa Takeshi Kitano’nun o dönem film yönetme gibi bir gayesi yok. Ama el sıkışıyor.

    Film ekibini, tecrübeli görüntü yönetmeni Yasushi Sasakibara seçiyor. Takeshi Kitano, Hisashi Nozawa’nın yazdığı senaryoyu değiştirmeye başlıyor. Ana izleği (polis – suçlu – uyuşturucu ağı) koruyor ama senaryodaki neredeyse her şeyi değiştiriyor. Hatta çekimlerin ikinci gününden itibaren sette karar veriyor, senaryo sette değişiyor. Nozawa biten filmi seyredince adının senaryodan çıkarılmasını istemiş, o denli bir değişiklikten bahsediyoruz.

    Kitano nasıl çekim yapacağını da çekim günü söylüyor. Hâliyle başta Sasakibara olmak üzere onun seçtiği set ekibinden tepki görüyor, biraz ayak diretiyorlar. Kitano özgürce taleplerde bulunuyor, şunu isterim, bunu isterim diye (Citizen Kane çekimlerindeki Orson Welles gibi düşünün). Takeshi Kitano’nun daha önce yönetmenlik deneyimi olmadığı için teknik tabirleri de bilmiyor ama zamanla ekibi yanına çekmeyi başarıyor. Oyuncu yönetimi de bir acayip. Oyuncu iki-üç tekrarda iyi oyun veremezse kamerayı onun performansını göremeyeceği bir yere yerleştirme gibi eşi benzeri olmayan “pratik bir çözüm” buluyor. Tahmin edeceğiniz üzere, bütün bunları filmin o benzersiz sinematografik anlatısının kökenini netleştirmek adına anlatıyorum.

    Çekimler belirli bir noktaya geldikten sonra asistanlardan biri Kitano’ya, “Efendim, böyle giderse elimizde sadece 1 saatlik film olacak” diyor. Kitano gümlediğini anlıyor çünkü en az 90-100 dakikalık bir filme ihtiyacı var. Başlıyor sahneleri sündürmeye. Yürüyüşleri uzatıyor, tokatlama sahnesini uzatıyor, kovalamaca ve takip sahnelerini sündürüyor. Ortaya alışılmadık sekans uzunlukları çıkıyor, filmi izleyen ne dediğimi hemen anlamıştır. Fakat bu garip “planları uzatma” kararı, harika bir şeye vesile oluyor. Seyirciye belirli bir eylemden sonra o sahnenin mahiyeti ve enerjisi üzerine düşünme fırsatı vermiş oluyor Kitano. Tüm dünyayı etkisi altına alan geleneksel Hollywood kurgusunun asla yapamadığı bir şeyi başarıyor. Seyirciler bu filmde farklı bir şey olduğunu seziyorlar ama bunu adlandırmakta güçlük çekiyorlar. Aslında Kitano, televizyonlardaki komedi skeçlerinin başvurduğu bir yöntemi bir aksiyon dramasına enjekte etmiş oluyor ve yüksek seviyede şiddet içeren sahnelerde bile (bıçaklama, apış arasına tekme atma, silahlı çatışma, bir genci dövme vb.) tuhaf bir durum komedisi yaratıyor. İlk izleyişin şokunu atlattığınızda, belki aylar, belki yıllar sonra filmi tekrar izlemenizi öneririm, bu sefer acayip güleceksiniz. Kitano’nun bulduğu bu amorf yapı, bundan sonra yöneteceği suç filmlerinin omurgası hakkında size fikir verecektir.

    Takeshi Kitano’nun biçim konusundaki ısrarları da ekibi rahatsız ediyor. Mesela Azuma’nın yürüdüğü bir sahnede karakterin başının yarısının çerçeveye alınmasını talep ediyor, görüntü yönetmeni Sasakibara anında karşı çıkıyor tabii, sen bizim ekmeğimizle mi oynayacaksın diye. Aslında Kitano sınırları test ediyor, sezgisel olarak inandığı şeyi yapıyor. Azuma’nın kafasının tam olarak işinde/karakolda olmadığını görsel olarak anlatmaya çalışıyor. Başka sınırları da test ediyor Kitano. Mesela bu filmde konvansiyonel anlamda silahlı çatışma kurallarına riayet edilmez. Sırtından vurulan kötü adam, silahsız bir polisin kendi makamında vurulması gibi birçok şok edici sahne görürüz. Mesela Azuma’nın bıçaklanmaya çalışıldığı sahne o kadar sıra dışı tasarlanmıştır ki, muhtemelen başka bir filmde benzeri yoktur. Kadının kaza kurşunuyla vurulduğu planı ele alalım. Kitano bir söyleşisinde, “çekim geceydi, hava karanlıktı, sokağı yok yere aydınlatmak istemedim, kadının vurulduğu belli olmaz diye kan olayını biraz abarttık” der. Gelelim şok edici finale…

    Komiser Azuma depoya gitmeden önce başkötü adam (main villain) ile adamları arasında çatışma çıkar, Azuma gelmeden önce yardımcılar öldürülür, başkötü de yaralıdır. Sinema tarihinde daha önce böyle bir şey var mıdır, emin değilim. Takeshi Kitano yine radikal bir set planı çizer, ortamı yeterince aydınlatmaz çünkü başkötü yaralıdır, ne diye gidip ışıkları açsın, komiser yeni gelmiştir, mekânı ne bilsin. Sadece dev kapıdan sızan ışığa güvenir Kitano. Gerçekte yaşanması muhtemel bir senaryoyla yola koyulur yani. Çatışma başlar. Kamera çatışmayı sağlıklı bir şekilde göremeyeceğimiz şekilde kullanılır, vizör bize istediğimiz detayları bir türlü göstermez. Sadece şiddetin şoku değil, sinematografik tercihlerin irite ediciliği de seyir deneyimini benzersiz kılar. Çatışma biter. Sonra ikinci bir şokla sarsılırız ve filmin adı yeni bir anlam kazanır. Daha bu ikinci şoku atlatmadan üçüncü bir şok sarsar bizi. Işıklar açılınca taşlar yerine oturur. Ama filmi burada bitirmez Kitano. O kendine has ironik yaklaşımıyla son bir dokunuş yapar ve “The show must go on!” diyerek William Friedkin’in To Live and Die in L.A. (1985) filmine bir selam çakar.

    Takeshi Kitano’nun ilk yönetmenlik denemesi olan Vahşi Polis (Sono otoko, kyobo ni tsuki / Violent Cop, 1989) hem büyük bir yönetmenin doğuşunu müjdeleyen bir yapım hem de yeni Japon Sineması’nın çıkış noktasını belirleyen filmlerden biri. Tüm sinemaseverlere tavsiye ederim.

    Gerow, Aaron. 2007. Kitano Takeshi, British Film Institute, Londra, İngiltere. Lowenstein, Stephen (editör). 2008. My First Movie: Take Two (Ten Celebrated Directors Talk About Their First Film), Pantheon Books, New York, ABD.