İçeriğe atla
  • Kategoriler
  • Güncel
  • Etiketler
  • Popüler
  • Kullanıcılar
  • Gruplar
Deriler
  • Light
  • Cerulean
  • Cosmo
  • Flatly
  • Journal
  • Litera
  • Lumen
  • Lux
  • Materia
  • Minty
  • Morph
  • Pulse
  • Sandstone
  • Simplex
  • Sketchy
  • Spacelab
  • United
  • Yeti
  • Zephyr
  • Dark
  • Cyborg
  • Darkly
  • Quartz
  • Slate
  • Solar
  • Superhero
  • Vapor

  • Varsayılan (Arayüz Yok)
  • Arayüz Yok
Daralt
Marka Logo
  1. Ana Sayfa
  2. Teknoloji & Donanım Haberleri
  3. Sinema ve Dizi Haberleri
  4. TESADÜFLERİN, KARŞILAŞMALARIN, SÜRPRİZLERİN VE ŞANSIN TOPLAMI: MATCH POINT

TESADÜFLERİN, KARŞILAŞMALARIN, SÜRPRİZLERİN VE ŞANSIN TOPLAMI: MATCH POINT

Konu Zamanlandı Sabitlendi Kilitli Taşındı Sinema ve Dizi Haberleri
1 İleti 1 Yayımlayıcılar 0 Bakış
  • En eskiden en yeniye
  • En yeniden en eskiye
  • En çok oylanan
Cevaplamak için giriş yapın
Bu başlık silindi. Sadece başlık düzenleme yetkisi olan kullanıcılar görebilir.
  • Ajan47undefined Çevrimdışı
    Ajan47undefined Çevrimdışı
    Ajan47
    yazdı Son düzenleyen:
    #1

    TESADÜFLERİN, KARŞILAŞMALARIN, SÜRPRİZLERİN VE ŞANSIN TOPLAMI: MATCH POINT

    “İyi olmaktansa şanslı olayım” diyen insan hayata derinlemesine girmiştir. İnsanlar hayatın büyük bir bölümünün şansa bağlı olduğunu görmekten korkarlar. Bu kadar çok şeyin kontrolümüz dışında olduğunu düşünmek korkunçtur.

    Woody Allen’ın yazıp yönettiği Match Point (Maç Sayısı) bizi daha başından itibaren bir tür gerçekliğin içine çeker. Onun için hayat tam anlamıyla bir sınavdır ve bu sınavı geçen herkes aslında dünyada yaşamaya, daha doğrusu hayatta kalmaya ‘mahkûm’ olurlar. İrlandalı genç tenis öğretmeni Chris Wilton için ise daha henüz bu mahkûmiyetin tohumları ekilmemiştir ancak film bizi onun dünyasına soktukça görmeye başlayacağımız o tohumların çoktan ekilmiş olduğunun salt gerçeğinden ibarettir.

    Chris Wilton yıldız bir tenis oyuncusu olabileceğine bunu tercih etmemiş, en büyük ideali olan Londra’ya sözüm ona daha mütevazi bir hayat yaşamaya gelmiştir. Burada tenis hocalığı ile kıt kanaat da olsa geçinebileceğinin hayallerini kurarken öğrencilerinden birisi olan Tom Hewitt ile tanışması onun için yeni hayatın başlangıcıdır. Tom Hewitt aristokrat bir İngiliz ailesine mensup olmasının yanı sıra babası Alec Hewitt’ın bir nevi varisidir, onun çok uluslu şirketlerinin başına geçmesi an meselesidir. Ayrıca filmdeki saf iyiliğin temsili olduğunu söyleyebileceğimiz kız kardeşi Chloe Hewitt de Chris için adeta hesapta olmayan bir piyango gibidir.

    Allen başlıkta da değindiğimiz üzere filmini tamamıyla hesapta olmayan karşılaşmalar, büyük sürprizler, tesadüfler ama en çok da şans kavramı üzerine kurar. Tom’un göz alıcı nişanlısı Nola Rice ise Chris için hem büyük bir ‘şans’ hem de ileride onu mahkûm edecek olan cehennem kapılarının anahtarı niteliğindedir. Chris’in Nola’yla çok geçmeden başlayan cinselliğe dayalı gibi görünen aşk ilişkisi ikisi için de ama daha çok modern insan için kent yaşamındaki sınav niteliğindedir. Film boyunca resmedilen kasvetli, bulutlu, yağmurlu Londra şehri de ciddi derecede rol çalar. Aristokrasinin, üst sınıfın karşı koyulmaz cazibesi karşısında Dostoyevski hayranı Chris Wilton adeta Raskolnikov’unbaşlangıçtaki ‘masumiyetini’ omzuna geçirerek kendini bu hayata bırakır.

    Chloe’nin filmde birçok kez bahsedeceği üzere babası “ailesine maddi manevi yardımcı olmaktan çok hoşlanır”. Ancak ilerideki kayınpederinin bu cömert jestleri karşısında Chris’in veya herhangi bir insanın zaman geçtikçe ezilmesi, içine kapanması da elbette kaçınılmaz olacaktır. Chloe ile ilişkisinin başlarındaki güler yüzünün, merakının yerini Nola’ya duyduğu karşı konulmaz çekim, heyecan açlığı almıştır. Başta kusursuz gibi görünen bu aristokrat ailenin yaşamı bir noktadan sonra kendisini boğan bir rutine evrilmiştir. Nola ise burada Chris için arada bir hedonist zevkini, heyecanını kontrollü şekilde yaşayabileceği güvenli bir liman niteliği taşır, en azından başlarda.

    Chris kendisinin de zaman zaman değindiği üzere daima yükseklerde olmayı hayal etmiştir. Modern kapitalizmin merkezlerinden Londra’ya yerleşerek idealizminin meyvelerini çok hızlı şekilde toplamaya başlamıştır ancak yükseldikçe elde ettiği statü karşısında ezilmeye, mutsuzlaşmaya da başlar. Nola filmde genel olarak gelenekselliğe, muhafazakârlığa karşı bir meşale gibidir. Tom, Chloe, özellikle de Tom’un annesi Eleanor, muhafazakâr aile tablosunun filmdeki en keskin temsilleridirler. Tom başlarda böyle gözüken bir görüntü çizmemesine karşın o da bir noktadan sonra annesinin etkisine girerek sözüm ona ‘kaderine’ razı olacaktır.

    Nola ise Amerikalı oluşu, düzene karşı tavrı, spontane iş hayatı ve fırtınalı yaşantısıyla başlangıçta Chris için adeta ışıl ışıl parlamaktadır. Londra’da hem şehrin kasvetine hem de kayınvalidesi Eleanor’un kaprislerine karşı o da Chris gibi bu sonsuz modernite içinde sıkışıp kalmıştır, o da en azından kendisini arada bir iyi hissettirecek bir heyecan ama en çok da bir güvence aramaktadır. Chris’te bunlar var gibidir ancak bu sadece buz dağının görünen kısmıdır. Nola’nın oyunculukta şansının bir türlü yaver gitmemesi, Tom’dan ayrılması, Amerika’ya gidip geri dönmesi yeni bir rutinin başlangıcına evrilecektir. Chris ile Tate Modern müzesindeki ‘beklenmedik’ karşılaşma ikisi içinde yeni bir hayatın kapılarını aralar. Nola kaybettiğini düşündüğü hayat ışığını, yaşama sebebini, aşkını, hepsinden öte güven kapısını bulmuş gibidir. İlk başta Chris için de Nola adeta bir mecburiyettir.

    Ancak sonradan da göreceğimiz üzere Chris kapitalizmin, statüsünün çekiciliğine daha fazla dayanamaz. Chloe ile yedi sülalesini rahat ettirecek bir hayat gözünün önünde durmakta iken Nola bir noktadan sonra kullan at zevkine evrilen bir simgeye, daha doğrusu bir metaya dönüşür. Chloe ile giden başarısız çocuk yapma girişimleri, onun getirdiği stres ve mutsuzluk Nola’da olmuyorken onun hesapta olmayan hamileliği ise her şeyi ters düz edecek olan yeni labirentin girişini oluşturur.

    Görüntü yönetmeni Remi Adefarasin’in etkileyici kadrajları da Chris’in içinde bulunduğu bu labirenti anlatmada son derece başarılıdır. Filmin daha ilk sahnesinde tenis sahasını çevreleyen büyük filenin solunda görünür bizlere Chris, yani karşı taraftadır ve şansı son derece açıktır. Zaten o sırada iş görüşmesine gitmektedir ve orada da kabul edildiğinde önce Tom’un tenis hocalığına, oradan da Chloe, Nola üçgenine girecek ve en önemlisi de aristokrasi içerisinde nepotizm soslu mücadelesine girişecektir. İrlandalı aktör Brian Cox’un akılda kalıcı aksanıyla, başarıyla canlandırdığı baba karakteri Alec Hewitt filmde fazla görünmemesine karşın aslında kilit rol oynar. Yukarıda da değindiğimiz, onun düşünceli ve samimi gibi görünen cömert jestleri aslında Chris’i gün geçtikçe bu lükse bağımlı hale getirecek, onu boğmaya başlayacaktır. Burada Allen elbette modern kapitalizmin son derece normal birisini ne hale getirebileceğini de anlatarak güçlü bir sistem eleştirisi yapar. Alec’e dönecek olursak o aslında bu maddi manevi yardımlarıyla belki de bilmeden Nola’nın trajik sonunun da hazırlayıcılarındandır.

    Nola Rice bağımsız, kendine özgü yaşamıyla bu sistem içinde var olmaya çalışan insanın simgesi olurken Chris Wilton ise sistemin dönüştürdüğü insan modelinin prototipi niteliğindedir. Kapitalizm içinde boğucu, sıkıştırıcı bir hayat vaat ediyor gibi görünse de tıpkı Chloe gibi buradaki yaşamdan kopmayı başarıyla engelleyebilecek, saflığı ve iyiliğiyle ön plana çıkan insan modelleri de barındırır. Ve Chris’in Nola’yı oyaladığı her saniye ona mazeret olarak sunduğu kişi de elbette Chloe’dir çünkü o modern kapitalizmin ‘güzel, iyi, saf’ yüzünün temsilidir. Ondan kopmak Chris’e çok zor gelse de aslında elbette Chloe bir bahanedir.

    Chris filmin sonlarına doğru yakın dostu Henry’ye de itiraf edeceği üzere Nola’yla güvenli, pürüzsüz bir gelecek görmemektedir ve bu onun ‘hesapta olmayan, sürpriz’ hamileliği ortaya çıktığında artık Chris için karar çanları da çalmaya başlar.

    Finalde yaşananlar içinde hem tahmin edilemeyen, şok edici derecede rahatsız edici müthiş bir trajedi barındırırken bir taraftan da modern insanın hayatta kalma içgüdüsünün yadsınamaz yansıması gibidir. Chris’in Nola’yı ve polisi kandırmak için alt komşuyu büyük bir soğukkanlılıkla öldürmesi elbette pek çoğumuz için hiç beklenmedik bir twistetkisi yaratır. Ancak öte yandan da Chris’in geleceğine dair de bize ipuçları verir. Ayrıca filmin başlarında birkaç kez gördüğümüz üzere Chris’in Suç ve Ceza ve Dostoyevski biyografisi okuması gibi detaylar da finaldeki çifte katliamın neye referans olduğunun da kanıtı niteliği taşır.

    Chris’in Raskolnikov’u andıran hayatı sadece cinayetle de sınırlı değildir. Tenis oyunculuğunu bırakmış olması ve hocalığı da şirketteki mevkisi nedeniyle kesmiş olması da onu hatırlatan gelişmeler olarak okunabilir. Bunun dışında Chloe’yle yaşadığı karşılıksız, sevgisiz ‘aşk’ ilişkisi onu da tıpkı Raskolnikov gibi insanlardan soğuttuğunu söyleyebiliriz. Bu anlarda Chris’i canlandıran Jonathan Rhys Meyers’in parmak ısırtan oyunculuğuna değinmemiz gerekiyor. Meyers filmin bazı yerlerinde eğleniyor gibi gözükse de, gülümsese de yüzünde mutlak bir tekinsizlik, bir tatmin olmama ifadesi hakimdir. Nola’yla yaşadığı cinsel birliktelik dışında duygularını fazlasıyla dışa vurduğunu görmeyiz. Tom ile ilk tanıştıklarında ve sosyeteye girmeye başladığında oldukça atak ve konuşkan olduğu gözlemlenirken içinde yaşadığı toplumsal sınıfın bayağılığı, bohemliği ve çok yüce zenginliği karşısında duygularını da yitirmeye başlar. Meyers’in filme hâkim olan ketum diyebileceğimiz oyunculuğu karakterin ruhsal psikolojisiyle kusursuz bir uyum sağlar ve onun hissettiklerini olumsuz anlamda anlamamıza veya daha doğru tabirle tahmin etmemize sebep olur.

    Scarlett Johansson’ın deli dolu Nola karakteri ise birçok yönüyle seyirciyi, yani bizleri, filmin dışında kalanları sembolize eder. Onun başarısız oyunculuk kariyeri sonucu içine düştüğü melankoli, Chris ile yaşadığı, sonradan sonraya ona sığınmaya başladığı aşk ilişkisi gibi durumlar bizlerin de sistem içinde yaşadığımız sıkışmışlıklar, ne yapacağını bilememe durumlarımızla doğru orantılıdır. Elbette Chris gibi sürekli çıkış arayan pragmatistler de olabiliriz ama ona karşı Nola’nın Tom’un varlığına rağmen onu reddedebilmiş olması da başka bir gerçeğin biz istediğimizde ufukta görünebileceğinin bir hatırlatmasıdır. Nola her şeye rağmen bu hayatı reddetmesini bilmişken Chris istemiyor gibi gözükse de finalde yaptıklarıyla bu hayata sarılmış, sistemin devamlılığına entegre olmuştur.

    Öte yandan filmin de geçtiği bu 2000’ler dünyasında dünyada bulunan ham sıcak para, artık tam anlamıyla yerleşmiş neo-liberal ekonomik ve sosyal politikalar çerçevesinde bu yeni dünyaya alışmak zorunda olan insan, bu şatafatı devam ettirmek istiyorsa muhakkak içinde gizlediği ‘modern’ canavardan da yardım almasını bilecektir. Yönetmen Allen bu tasviri yansıtırken filmde müzik yerine sürekli olarak ağıtları andıran yüksek sesli opera besteleri kullanır. Bu besteler baştan itibaren gelmekte olan trajediyi bize haber verirken Londra’nın kasvetini de iliklerimize kadar hissetmemizi sağlar. Chris’in bu sınavını izlerken bizler de filmde neredeyse asla güneş görmeyiz, onun sahip olduklarına özenmemiz gerekirken Allen’ın kusursuzca kurduğu bu atmosfer, alegorik anlatım özdeşleşmemize de keskin bir şekilde engel olur. Böyle bir hayat asla güllük gülistanlık değildir. Chris’in şirketten eve, evden de sayısını bilmediğimiz şekilde katıldığı opera gösterileri, tiyatro oyunları vb. gibi etkinlikler modern kapitalizmin sanatla birlikte örmüş olduğu bu sahte ve duygusuz hayatın etrafına kurulmuş kalkanlardır adeta.

    Film bu anlatım diliyle ve özellikle de çarpıcı finaliyle tesadüflerin, karşılaşmaların ve şansın tam anlamıyla salt toplamıyla bizi karşılaştırır. Yeni doğan bebek sorunsuz, zengin yaşantının devamını simgelerken bu dünyada cezalandırılmayan Chris için bırakılan belirsizlik, bilinmez gelecek de önümüzde çarpıcı bir şekilde durmaktadır.

    TESADÜFLERİN, KARŞILAŞMALARIN, SÜRPRİZLERİN VE ŞANSIN TOPLAMI: MATCH POINT yazısı ilk önce Marjinal Sinema Kültür üzerinde ortaya çıktı.

    1 Cevap Son cevap
    0

    • Giriş

    • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

    • İlk ileti
      Son ileti
    0
    • Kategoriler
    • Güncel
    • Etiketler
    • Popüler
    • Kullanıcılar
    • Gruplar