İçeriğe atla
  • Kategoriler
  • Güncel
  • Etiketler
  • Popüler
  • Kullanıcılar
  • Gruplar
Deriler
  • Light
  • Brite
  • Cerulean
  • Cosmo
  • Flatly
  • Journal
  • Litera
  • Lumen
  • Lux
  • Materia
  • Minty
  • Morph
  • Pulse
  • Sandstone
  • Simplex
  • Sketchy
  • Spacelab
  • United
  • Yeti
  • Zephyr
  • Dark
  • Cyborg
  • Darkly
  • Quartz
  • Slate
  • Solar
  • Superhero
  • Vapor

  • Varsayılan (Arayüz Yok)
  • Arayüz Yok
Daralt
Marka Logo

CİHAN ÇUHADAR YAZDI: MASUMİYET MÜZESİ BİR ÇATLAĞIN SAPLANTILI AŞK HİKÂYESİ

Konu Zamanlandı Sabitlendi Kilitli Taşındı Sinema ve Dizi Haberleri
sinemafilm
1 İleti 1 Yayımlayıcılar 12 Bakış
  • En eskiden en yeniye
  • En yeniden en eskiye
  • En çok oylanan
Cevap
  • Yeni başlık oluşturarak cevapla
Cevaplamak için giriş yapın
Bu başlık silindi. Sadece başlık düzenleme yetkisi olan kullanıcılar görebilir.
  • Ajan47undefined Çevrimdışı
    Ajan47undefined Çevrimdışı
    Ajan47
    yazdı Son düzenleyen:
    #1

    CİHAN ÇUHADAR YAZDI: MASUMİYET MÜZESİ BİR ÇATLAĞIN SAPLANTILI AŞK HİKÂYESİ

    Edebiyat uyarlaması bir film hakkında ya da dizi film hakkında yazmak her zaman tehlikelidir hem yazar hem de okur ortaya çıkan filmi ya da dizi filmi mutlaka romanla karşılaştırır ve hakkında bir şeyler söylemek bir şeyler duymak ister.

    Masumiyet Müzesi romanını okumadım, dolayısıyla diziyi romanla karşılaştırmak gibi bir derdim yok. Ama bu durum Masumiyet Müzesi projesiyle ilgili bilgim olmadığı anlamına gelmiyor. Çünkü proje bir roman olarak Masumiyet Müzesi amacına ulaşmıştır, gerçekten somut bir müze açıldı ve dünyada kurmaca bir romanla ilgili somut nesnelerin yer aldığı ilk müze olduğu söyleniyor.

    Niyetimiz de zaten romandan ve müzenin niteliğinden bağımsız olarak dokuz bölüm çekilen Masumiyet Müzesi dizisiyle ilgili yazmak.

    Dizide kullanılan dönem şarkılarını bir kenara koyarsak belli sekanslarda kullanılan özgün müziğin dizinin ruh halini yakalamaya çalıştığını söyleyebiliriz. Ancak hassas kulaklar bu müziğin bariz bir şekilde müzik Cahit Berkay’ın bestelediği, Ömer Kavur’un Kırık Bir Aşk Hikâyesi filminin kötü bir taklidi olduğunu anlayacaktır.

    Müziğe bir sıfat yakıştırmaya çalıştığımda ancak, “çatlak” bir müzik diyebildim. Bir yere kadar gelen melodi ve duygu birden çatlayıp dağılıyor. Ne caz havası ne atonal notalar öylece uzaya karışıyor! Ancak, dizi film zaten “kırık bir aşk hikâyesi” anlatmıyor ve fazlasıyla hissedilen “çatlak müzik” garip bir biçimde hikâyenin çatlaklığına uyuyor.

    Zengin erkek fakir genç kız klişesinden yola çıkarak züppe zengin, ezik genç kız klişesine doğru yol alan Masumiyet Müzesi’nde aşktan daha çok sevişme arzusuyla başlayan ilişkinin fetiş nesnelere doğru yol almasını ve bu nesnelerden bir müze, ardından da “edebi bir roman” çıkarma derdinde olan kahramanımızın üst-kurmaca hikâyesine tanık oluyoruz.

    Orhan Pamuk’un romanından bağımsız değerlendirdiğimizde kendi içinde tutarlılıkları olan ama bu tutarlılığı bir türlü anlatamayan bir senaryonun dizi filmini izliyoruz. Hikâyenin “kekeme” akmasının nedenlerine inmek çok zor değil. Muhtemelen pastişlerle başlayan romandan pastişlerle ilerleyen bir senaryo ortaya çıkar. Romanı okumadan bunu bu kadar rahat söylememin nedeni elbette Pamuk’un diğer romanlarını okumam.

    Yalnız “batılı, uygar” zenginlerle “doğulu, geri kalmış” işçiler ve hizmetliler arasındaki rahatsız edici sınıf farklılığının öyle sıklıkla vurgulanması bir yerden sonra, “Anladık anacağım siz zenginsiz, biz fakiriz!” dedirtiyor izleyiciye. Belki bu yüzden dizinin hikâyesinin klasik Yeşilçam filmlerindeki sınıflar arası ilişkiye bakışıyla olağanüstü benzerliği istisnadan daha çok kaide olarak zihinlere yer etmiş.

    Bununla birlikte kadın, erkek arasındaki ilişkiler sınıflar arasındaki klişelere benzer bir biçimde devam ediyor. Sınıfsal farklılıklardan kaynaklı olarak teferruatta “batılı zengin” kadın daha özgür gibi görünse de göbekten erkeğe bağlı.

    Bu açıdan baktığımızda Selahattin Paşalı’nın canlandırdığı ana karakterimiz Kemal’in tutkularının esiri olması sorun değil, sorun bu tutkuların dizinin hikâyesinde züppece ifade bulunmasında. Erkeğin ikircikli karakterinin, kararsızlığının altının büyük ölçüde boş kalmasını hoş görmemiz isteniyor ve o kadar inandırıcılıktan, kendini ifade etmekten uzak bir karaktere inanmamız isteniyor.

    Karakterimiz ne “batılı, cinsel anlamda özgür, zengin” kadından vazgeçiyor ne de savunmasız, hayat tecrübesinden uzak genç kızın verdiği hazdan. Nişantaşı sosyetesinin sürekli gülümseyen züppesine neredeyse acıyacağız, onun için üzüleceğiz. Oysa aradaki sadece sınıf farklı değil aslında, istediği her şey önüne koyulan ayrıcalıklı sınıfın oğlu olmanın getirdiği doymak bilmez erkek iştahı sınıfsal çelişkilerin önüne geçiyor. Sorun para değil çünkü, sorun “varlıklı bir erkek” olmanın getirdiği özgüven.

    Bunun hazımsızlığa yol açmaması elbette mümkün değil. Kahramanlarımızı cinsel kimliklerden soyutlasak dahi iki insan arasındaki sahip olma, iktidar olma hevesyile yaşanacak ilişkiyi bizim “tutkulu, saplantılı bir aşk” olarak kabul etmemiz isteniyor.

    Dizide sekans geçişlerinde anlatıcı az sonra kendini inkâr eden o kadar çok kesin yargı belirtiliyor ki bir süre sonra bıkkınlık veriyor. Bunların birkaçının espri ya da tersine motivasyon olduğunu yani karakterin söylediğinin aksini yapacağını, yaptığını bize gösteriyor dizi, görebiliyoruz. Gitmeyecektim, yapmayacaktım, vermeyecektim, görmeyecektim deyip hemen hemen hepsini az sonra yapan Kemal tutarsızlığıyla izleyenin taktirini kazanıyor! Muhtemelen bu geçişlerin kaynağı romandan cımbızlanan cümlelerdir…

    Kendini küçük düşüren Kemal, Zeki Demirkubuz’un Masumiyet filmindeki Haluk Bilginer’in canlandırdığı Bekir karakterinin “softu, züppesi, dirayetsizi”. Bu yüzden, yani küçük burjuva karakterinden dolayı Masumiyet filmindeki karakter gibi hayatında her şeyi silip atıp yeni hayata başlayamıyor Kemal, konfor alanını terk edemiyor.

    İşin başka bir yanıysa tecavüzcü zengin züppe gibi davranıyor. Oysa Füsun’u (Eylül Kandemir) daha önce elde etmeye çalışan, Kemal’in ağabeyinin ortağına bu hadsizliğinden dolayı posta koyabiliyor. Onu genç bir kızı ayartmakla suçlayabiliyor ama kendi davranışındaki “çatlağı”, “aptallığı” ve pervasızca dürtülerine teslim olmayı ahlaki, etik ya da herhangi bir değer yargısıyla hiçbir şekilde sorgulamıyor. Kendisinden on iki yaş küçük bir genç kızın hayatına sinsice girmeyi ve onun aklını çelmeyi kendine hak buluyor.

    Biz bunu niye sorgulamıyoruz?

    Çünkü filmde sık sık vurgulanan “sonuna kadar gitmek”, “bekaretini almak” gibi namus meselesi gibi kavramları sorgulamaya başlarsak Kemal ile Füsun’un eşit olmadığın hemen görüyoruz. Başka bir deyişle otuz yaşındaki bir kadın ile 45 yaşında bir erkek arasındaki ilişki anlatıldığında bu yaş farkı çok da önemsenmez. Ama rüştünü henüz kazanmış bir genç kızla ondan oldukça büyük bir erkek arasında böyle bir hikâye anlatında ister istemez başka sorular geliyor insanın aklına.

    Zaten hem cinsel kimliğiyle eşit olmayan bir ilişkide, daha baştan ilişkinin niteliği belirlenmediğinden, yaşanan her neyse tamamen bir tarafın ya da iki tarafın haz ihtiyacına yanıt vermekten öteye gitmez.

    Başka bir deyişle, iki tarafta “razı” duygusu oluşuyor ama bir tarafın konuşmasına izin verilmiyor. Yani iktidardakiler gibi bu durumu “küçüğün rızası” diye açıklamak ahmaklık olur.

    Bir de karakterin yani Kemal’in Füsun kayıplara karıştıktan sonra, alt kültür mekânlarına gidip sevdiği kadını arayan ve bir yanıyla hayatın anlamını bulma çabası var ki, romanı bilmem ama senaryo da hiç inandırıcı gelmiyor.

    Neden inandırıcı gelmiyor?

    Çünkü Kemal alt sınıf mekânlarında yaşayan hiç kimseyle ilişki kurmuyor, yoksa Kemal romanın yazarı gibi değil mi? En azından bir, “Merhaba poğaçacı!” diyebilirdi Kemal. Sonra kaşarlı poğaçayla patatesli poğaçayı ayrı kâğıtlara sardırabilir, hemen oracıkta poğaçadan bir diş alabilirdi!

    Kemal alt sınıf insanlarla hakiki bir ilişki kurma konusunda özürlü mü? İnsanlarla eşit ilişki kuramıyor ama zaten bahsini ettiğimiz sekans dizide klip kurgusuyla veriliyor. Dolayısıyla mazereti kabul edilebilir!

    Masumiyet Müzesi’nin altıncı bölümüyle başlayan ve yeniden Füsun ile Kenan’ın bir araya geldiği ama Füsun’un senarist, yönetmen bir adamla evli olduğu bölümler az önce bahsini ettiğim Demirkubuz’un Masumiyet filminin soft sekansları gibi.

    Fakat, Yeşilçam’ı tamamen avam gösteren ve üstten bakan bir hikâye anlatımı var. Küçük Beyimiz Kemal Avrupa kültürüyle büyüdüğü için Türk sinemasının zengin adam fakir genç kız hikâyelerine uzak ve dolayısıyla üçlü bir aşk ilişkisini ve Türk sinemasını bilmiyor ve söylediğine göre o ara yüzlerce film izliyor.

    Ve Füsun’a yakın olmak için onun kocasının film projesine yapımcı olmayı kabul ediyor. Oysa Füsun artık başka biri olmuştur, güzelliğinin, cazibesinin farkındadır, bunun paraya, şöhrete dönmesini ister ve bir filmde oynama arzusu vardır. Kemal de durumu bile bile Füsun’ün kendisinin kandırılma çabasına seyirci kalır, zaten o filmin çekilmesini, çekilse de Füsun’un oynamasını hiç istemiyordur. Ama zaten Yeşilçam bildiğimiz bir yerdir, güzel genç kadınları yatağa atmaya çalışan yapımcılardan ibaret bir yer işte!

    Şimdi gelelim dizinin mekân kullanımı ve görsel estetiğine. Birçok açıdan dizinin ihtiyaçlarını karşılayan bir görsel estetiğe ve mekân kullanımı sahip. Arandığında bazı şeyler bulur mu? Elbette bulunur ama arkeolojik kazı yapmanın anlamı yok. Zeynep Günay daha önce yönettiği dizilerde kendini kanıtlamıştı zaten.

    Ancak, yönetmen hiçbir risk almadan çekiyor dizilerini. Yeni bir anlatım olanağı deneme şansı var mı?

    Onu bilmem!

    Oysa özellikle dijital platformlara yapılan dizi filmlerde “kaliteli seyirci” zaman zaman klişe sekansların ve görselliğin zincirinin kıracak yapımlar görmek istiyor. Sonuçta o dijital platformlara film ve dizi filmler izlemek için para veriyor.

    Türkiye’de dijital platformlar için çekilen birçok dizi zaten ana akım televizyon kanallarının anlatım biçimini kullanıyor. Yani kalite farkı o kadar abartılacak gibi değil.

    Masumiyet Müzesi’nde özellikle ilk iki bölümde yani Füsun ile Kemal’in aşkının başladığı, tutkunun yükseldiği, cinselliğin yoğun olduğu sekanslarda görsel ve estetik açıdan yeni anlatım biçimleri vat ediyordu ama bu vat yeterince karşılanmıyor. Buna rağmen ilk iki bölüm diğer bölümlerden daha başarılı. Ama özellikle nişan bölümüyle birlikte sekanslar tavsamaya başlıyor. Füsun’un nişanda olması ve Kemal’in onu orada görmesiyle birlikte birkaç sahne daha olabilir ve sekans bağlanabilirdi. Ama bu haliyle neredeyse ana akım televizyon dizilerinin süreyi dolmak amacıyla sahneleri, sekansları uzattığı dizilere dönmüş.

    Son olarak yurtdışında nasıl karşılandı bilmiyorum çünkü elimde veriler yok ama ortalama ana akım televizyon dizisi izleyicilerinin ve dijital platform takipçilerinin beklentilerini karşılayan bir dizi Masumiyet Müzesi.

    Ama daha çok sinemaya meyil eden biri olarak Masumiyet Müzesi’ni iki saatlik bir sinema olarak izlemek dokuz bölüm izlemekten daha keyifli olabilirdi.

    CİHAN ÇUHADAR YAZDI: MASUMİYET MÜZESİ BİR ÇATLAĞIN SAPLANTILI AŞK HİKÂYESİ  yazısı ilk önce Marjinal Sinema Kültür üzerinde ortaya çıktı.

    1 Cevap Son cevap
    0

    Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.

    Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.

    With your input, this post could be even better 💗

    Kayıt Ol Giriş

    • Giriş

    • Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

    • Aramak için giriş yapın veya kaydolun
    • İlk ileti
      Son ileti
    0
    • Kategoriler
    • Güncel
    • Etiketler
    • Popüler
    • Kullanıcılar
    • Gruplar